EGONOMANİ (Tatminsiz Ego Problemi!..)

CEO ve Üst Düzey Yönetici Adayları İçin...



Ulusal ve uluslararası birçok büyük kurumda, daha önce uğradıkları isim değişiklikleriyle birlikte, adından hala memnun olmadığını özellikle sosyal medyadan izlediğimiz, İK İnsan Kaynakları Departmanlarını en çok yoran bir konuyu, sizlerle paylaşmak istiyorum.

Son dönemlerde özellikle üst düzey yöneticiler arasında, çok sık karşılaşılmaya başlayan ve henüz tedavisi bulunamayan ve de Egonomani adıyla tıp tarihindeki yerini alan, böyle bir ince rahatsızlıktan bahsedildiğini hiç duydunuz mu?

Duymadıysanız, hastalığın adı üzerinde pek fazla durmayıp (Çünkü ben uydurdum ), belirtilerini izlediğiniz de muhtemelen sizin de içinde bulunduğunuz; eş, dost, arkadaş ve sosyal çevreniz ile çalıştığınız şirketlerde veya gönüllü olarak hizmet etmekten hoşlandığınız sivil toplum kuruluşlarında, karşınıza çıkma ihtimali bayağı yüksek olan bu hastalık örnekleri ve prototipleri, sizlere bir başka şekilde de olsa mutlaka bir yerlerden tanıdık gelecektir diye düşünüyorum.

Egonomani; geldikleri ve bulundukları noktayı elde ediş şekilleri, ne olursa olsun... Statü’lerine değer katamayan veya hasbelkader elde ettikleri statüyü bir türlü hazmedemeyen, çok sevgili üst düzey yöneticilerimizin ortak problemidir. 

Y kuşağı temsilcileri olarak onları izlemeye... öncelikle; artık günümüzde X kuşağı olarak da adlandırılan, çevrenizdeki üst düzey yöneticilerden başlayabilirsiniz.

Hastalığın, izlenebilecek belirtilerine gelince;

*) Genellikle her konuda bilgi sahibidirler ve her şeyi bilirler.
*) Soru veya sorunlarınızı tam dinlemeden konuşmaya başlarlar.
*) Bencil davranırlar, motive edici takdir duygularının geliştiği pek söylenemez.
*) Biraz saygısız ve patavatsızdırlar. Teşekkür etmek de, lügatlerinde kolay kolay yer almaz.
*) Hatalarını asla kabul etmezler. Mutlaka kendilerince çok önemli mazeretleri vardır.
*) Aman dikkat!.. Eleştirilmeye hiç tahammülleri yoktur. (Yalnızken de olsa fark etmez.)
*) Hiç sıcak karşılamasalar da (!)... Başkalarının dedikodularını yapmaktan pek hoşlanırlar.
*) Her şeyi, sizden çok çok önce zaten onlar mutlaka düşünmüştür.
*) Her zaman ön planda olmak, onlar için olmazsa olmazdır.
*) Ekiplerine pek değer vermezler. Onlar söyleneni yapsın yeter!..
*) Esip kükredikleri zaman yanlarına yaklaşılmaz. Empati yapmak pek işlerine gelmez.
*) Kendilerine yapılan iyilikleri unutsalar da, yanlışlıkları kolay kolay unutmazlar.
*) Çalışanların mutluluğu gibi bir olgu, onları çok ilgilendirmez.
*) İSG ve Mobbing konularında, taraflı davranma yetkilerinin olduğunu zannederler.
*) İnatlaşmak ve iddiaya girmek onlar için çok olağandır. Ama kaybetmeye gelemezler.
*) Abartılı methiyeler çok hoşlarına gider. (Ben neymişim be abi!..)
*) Genellikle kendilerini bulunmaz Hint kumaşı zannederler...


Bu belirtileri daha da çoğalmak mümkün. İsterseniz, siz de kendi örneklerinize göre bu şık’lara istediğiniz kadar ilave yapabilirsiniz.

“Ben... Ben... Ben...” sözlerini dilinden düşürmeyen ve “Küçük Dağları Ben Yarattım...” edasıyla ortalıklarda salınan bu tip yöneticilerden, zannedersem hepimize gına gelmiştir. 

Neticede, ülkemizde ve dünyada her yıl yepyeni misyonlarla ve vizyonlarla kurulan ve de özellikle kurumsallaşmaya (Doğrusu “Kurumlaşma”dır!..) çok önem verdiğini öne süren, her 100 şirketten 80 tanesi... İlk 5 yıl içinde, bu tip belirtileri gösteren üst düzey yöneticiler veya iş sahipleri sayesinde, tarihe karışıyor.

Aslında, hepimizin çok iyi bildiği gibi; liderlik ve yöneticilik sanatında en büyük gaye, belirlenen ilke ve hedefler doğrultusunda amaçlara ulaşmaktır.

Ama maalesef bu amansız hastalık (Egonomani), yıllar boyu kendini bir türlü yenilemeyen ve burunlarından kıl aldırmayan yöneticilerimizi içten içe kemirmekte ve de kendileriyle birlikte çalışma gruplarının da, yok olup gitmesine sebep olmaktadır.

İyi bir ekip ve takım çalışmasına liderlik eden üst düzey yöneticilerin de, öncelikle beraber çalıştığı arkadaşlarını çok iyi tanıması ve onların; bilgileri, becerileri, tecrübeleri, yetkinlikleri ve de donanımları konusunda detaylı bilgi sahibi olmasının, onlara verecekleri yeni görevler, yeni sorumluluklar ve potansiyellerini göstermeleri açısından da yararlarını, zaten burada tartışmıyoruz.

Bunlarla birlikte... Çalışanların; maddi ve manevi insan yerine konarak, kendilerini iyi ifade edebildikleri ortamlarda, iyi yaptıkları şeylerden dolayı takdir edilerek, düşünce ve önerilerine değer verilerek, ortak kararlarda katılımcı olması istenerek, bunların uygulama fırsatlarının sağlanabileceği duygusuyla, ortaya koyabilecekleri performanslarını düşünebiliyor musunuz? 

Ancak bu yararlı öneriler de, maalesef bu hastalıkta, her zaman faydalı ve etkili olamıyor.
Yani, bu hastalığa yakalanan yöneticiler, kolay kolay tedaviye cevap vermiyor. Aynı görevlere devam ettikleri sürece de değişen hiçbir şey olmuyor ve olan çalışanlara oluyor.

Aslında “Çalışanlar” açısından, her Egonomani hastası üst düzey yöneticiye göre, sadece o kişiye özel bir tedavi yöntemi mutlaka vardır. Bunu da... Teşhisi koyan doktor edasıyla, en iyi sizin bildiğinizden ve fırsat buldukça kendisi üzerinde bu tedavi yöntemlerini uygulamaya çalıştığınızdan hiç kuşkum yok. Ama kişiler arası özel konulara burada yer olmadığından () size neler yapıyorsunuz diye sormuyor ve de sizlere bu konuda ön plana çıkan genel bir tedavi yönteminden bahsetmek istiyorum.

Literatürde “Top Dolaştırmak ve Üç Maymunu Oynamak” olarak da adlandırılan bu tedavi yöntemi; iş ve özel yaşantınızda iletişim kanallarını tıkayarak, kaçak dövüşmenin en güzel yoludur. Özellikle, pek suya sabuna dokunmak istemeyen ve rahatlarının bozulmaması için sorumluluklardan kaçınan “Uzman Personel” tarafından, genelde şirketlerin “SWOT Analizi” sonucu stratejik planlama toplantılarında ön plana çıkan soyut kavramlardan oluşur... (Marka Değerimizi Arttıralım... Kurumlaşmaya Çok Önem Verelim... Kurum Kültürümüzü oluşturalım... Müşteri İlişkilerimizi Kuvvetlendirelim... Satışlarımızı Arttıralım... Sosyal Medyada Ön Plana Çıkalım... V.s.) ... (İyi - Güzel de... Nasıl?)

Mutlaka fark etmişsinizdir!.. Üst paragraftaki “son parantez” oraya ait değil. Son parantezin içinde yazan sözleri, “bir önceki parantezin” içinde yazan genellemeleri yapmanıza rağmen, üst düzey yöneticinizden duymadıysanız, hastalık bayağı ilerlemiş demektir. Aman dikkat!..

Üst düzey yöneticileriniz, kendi kariyer geçmişlerinden ve farklı özelliklerinden dolayı biraz olsun hak ederek bulundukları statüye gelmişler ve Egonomani rahatsızlığının başlangıç aşaması dönemlerinde, sizin üstünüze gelmeye başlamışlarsa, “Top Çevirme”yi başka açılardan yine deneyebilirsiniz.

Diyelim ki; üst düzey yöneticiniz, yeni uygulamaya alınacak olan, üretim ve iş planları dahilinde, sizin kendisine göre başarısız olacağınız varsayımıyla, sizi eleştiriyor ve hastalık belirtilerini göstermeye başlıyor. 

Bu gibi durumlarda, bu tür yeni uygulamaların... Zamanlama olarak böyle bir ekonomik konjonktürde; takım çalışması yapan ekibinize, tüm şirket veya kurum çalışanlarınıza, hatta tedarikçilerinize ve paydaşlarınıza, içinde bulunduğunuz sektöre ve de ulusal çıkarlarımıza, aykırı olacağına dair fikirlerinizi, ama direkt - ama endirekt olarak, dile getirebilirsiniz...

Tedaviyi kabul edebilecek üst düzey yöneticiler, bu noktada size 2 soru sorar; 

1) Sizce, bu uygulamada genel çıkarlarımıza aykırı olan noktalar nelerdir?

2) Siz, bu uygulamaları gerçekleştirmek için somut olarak işe nereden başlardınız?

Bu tür sorulara hazırlıklı olmakta yarar var. Ama; karşınızdaki yöneticiye ve konunun inceliklerine göre, hazırlanıp hazırlanmamak da size kalmış...Ve sonuçta... a) Ya sizi kovar!.. b) Ya da engin uz görünüzden dolayı size hayranlık duyar!..Kovarsa; sizin için olsa bile, onun için mesele yok... Tedavi başarıya ulaşacak, demektir. Ancak (b) şıkkı gerçekleşirse... “Siz sağ - Ben selamet... Sevgiyle kalın!..” diyecektim ama...

Birdenbire sizin sesinizi ve sorunuzu duyar gibi oldum. Yanılmıyorsam, “İyi, güzel de... Burada önemli olan, liderlik veya üst düzey yöneticilik merdivenlerini çıkarken Egonomani ye yakalanmamak için bağışıklık sistemimizi nasıl güçlendirmeliyiz” diyorsunuz değil mi?

*) Amaç ve hedeflerinizi çok açık olarak belirleyin ve tüm ekiple paylaşın.

*) Organizasyon şeması ve görev tanımları konusunda herkes ile mutabık kalın.

*) Ön yargılı davranmayın. Kuralları belirleyin ve herkese eşit mesafede olmaya çalışın.

*) Kişisel ve özel zamanlara saygı duyun. Ekip elemanlarınızdan aşırı taleplerde bulunmayın.

*) Başkalarının düşüncelerine kendi fikrinizmiş gibi sahip çıkmayın. Onların başarılarını övün.

*) Normal zamanlarda çok sıkı kontrol sistemleri uygulamayın. (Yatay - Dikey - Çapraz - Ani)

*) Ekip üyelerinizle ilgili konuları kesinlikle diğer üyelerle görüşmeyin. Dedikodu yapmayın!..

*) Grup üyelerinizin yaptıkları iş’te katma değer yaratmalarına fırsat tanıyın. Onları sıkmayın...

*) Güzel çalışmaları takdir edin. Onları ödüllendirin, motivasyon için verdiğiniz sözleri tutun!..

Ali Rıza DEĞER
UNGC - BM Küresel İlişkiler Sözleşmesi ve Kurumsal Sosyal Sorumluluk Uzmanı



Tüm Makalelerimize BURADAN Ulaşabilirsiniz...




PAYLAŞ :
ETİKETLER : , ,

Linkedin

Facebook

Twitter

Sosyal Medya

Bizi sosyal mecralardan takip edin.