KARİYER PLANINIZI YAPARKEN... MUTLAKA (!)


Aslında yazının tam başlığı "Kariyer Planınızı Yaparken... Mutlaka Okuyun!.." idi. Ancak, ilk başta emir kipi kullanmanın ve "Okuyun" fiili'nin "akademik algı" yaratma riskini göz önüne alarak (Çünkü nasihat eden ve konuşan herkes aynı şeyi söylüyor.) kullanmamayı tercih ettim.

İlginizi çekmesi açısından doğru yapmış mıyım? :)

Bilindiği üzere; iş dünyamızda Y Kuşağı jenerasyonumuz için en önemli konuların başında, çok doğal olarak "Kariyer Planı" gelmekte... 

Kariyer planlarınızı, belki yaptınız...? Belki şu sıralar yapıyorsunuz...? Belki daha sonra yapacaksınız... ? Veya sizin çok özel durumlarınızdan dolayı belki de hiç yapmayacaksınız!..

Kariyer planınızı eğer şu sıralar yapıyorsanız? İnternet sayesinde akademik anlamda detaylı plan alternatiflerine veya bu işin İK Uzmanlarına ulaşmanın çok kolay olduğunu, siz zaten en az benim kadar biliyorsunuz. Bunların içinden size en uygun olanını ve yakışanını seçmek, tamamen size kalmış. Ben bu konuda size akıl verecek değilim. (Beni tanıyanların çok iyi bildiği gibi... Uzman olmadığım konularda; hem bilmiş bilmiş konuşmaktan, hem de ileri derecede ukalalık ve ulemalık yapmaktan pek hoşlanmam.)  

Şimdi eğer yapmadıysanız; kariyer planınızla ilgili ne yapmanız gerekiyorsa yapın, gerekli destekleri alın ve uygulamaya koyun!.. (Emir kiplerine bakar mısınız! :) ) Bunlar bu yazının konusu değil. Bu yazının konusu; kariyer planlaması içinde - iş - güç - gelecek v.s. derken, bazı yaşam fonksiyonlarının zamanında yapılmaması, o nedenle ıskalanması ve daha sonra bunun acı faturasının tatsızca ödenmesi!.. Yazılma sebebi de, Sayın Ece Temelkuran'ın, geçtiğimiz günlerde twitter ve facebook'ta rastladığım harika bir yazısı!.. 

Hayat, onu erken anladığını sananlardan, çok fena alır öcünü!..

Ne zaman üniversitelere konuşma yapmaya gittiysem ya da ne zaman benden daha genç biri benim ondan daha fazla bir şey bildiğimi sanarak bana sorduysa bu işin olurunu, dedim ki...
Üniversiteyi bitirince hemen çalışmaya başlama. Git, dolaş, ülkeler gez, aç kal, meteliğe kurşun at, ama ne yap et, koşturmaya başlamadan önce biraz amaçsız yürü... Maceraya çık, bedeli ne olursa olsun bunu yap. Çünkü... Çünkü hayat, onu erken anladığını sananlardan, çok fena alır öcünü!.. 

Bir şeyi vaktinde yaşamadan geçersen, çok sonra, seni rezil etme pahasına, sana yaşatır o eksik bıraktığın bölümü... Aşık mı olamadın on beş yaşında? Gelir seni kırk beşinde bulur, en olmaz zamanda... Maceraya mı çıkmadın yirmi'nde? Sürükleye - sürükleye götürür seni otuz beşinde... Yırtık kot, yer bezinden hallice bir kazak giyip, nasıl göründüğüne aldırmadan geçiremedinse öğrencilik yıllarını mesela, elli yaşında, artık kalabalıkların gözleri seni hiç de öyle görmeyi beklemezken, sana giydirir o kot pantolonu... 

Hayatı sakın erkenden yaşama, sonradan çok fena komik eder adamı... Serserilik ederek geçirmeli insan serserilik edilecek yaşları... Zira atlayıp geçtiğin ne varsa, dönüp dolaşıp bulur insanın yakasını ve de kendini yaşatıncaya kadar yapışıp kalır! .................... (Ece Temelkuran)

Bu yazıyı okur okumaz, yüzümde bir tebessüm oluştu. :)

Neden derseniz? Bunun sebebi de... 2007 - 2008 yıllarında onursal üyesi olduğum Trafik Mağdurları Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği ile birlikte ortaya koyduğumuz ve T.C. Cumhurbaşkanlığı tarafından desteklenen "Trafikte Dikkat 10 Bin Hayat" projeleri içinde yer alan "Türkiye Kaza Noktaları Şampiyonası" isimli çok özel projemizin hemen sonrasında, sosyal sorumluluk projeleri konusunda çok daha katılımcı ve gönüllü olması gereken; atmış yaş civarında, belirli bir düzeye gelmiş ve genellikle genç emekli olmuş, bir eli yağda bir eli balda olmasa da monşer/janti görünümüne önem veren, mihrap kaymış - ama hala gündeme yön veren - haza görmüş geçirmiş İstanbul Beyefendisi ayaklarında, genellikle Suadiye'li veya Bebek'li olarak sonradan görme/olma :) ve orta yaşlarını çoktan geçmiş ve de gençliğini yaşayamamış... benim/bizim gibi tiplere, özellikle internet medyası desteğiyle yaptığımız, aşağıdaki çağrı ve bu çağrı sonrası yaşadığımız güzel gelişmelerdi!..




Kullandığımız mizah menşeyli tabir bayağı ilgi çekmiş ve o dönemler aynı görüşleri paylaşan  sevgili dostlarımızdan, çok ciddi katılım ve manevi destekler sağlamıştık.

Aslında yukarıda bahsettiğim bizim gibi tiplere, hemen hemen  her yerde rastlamak mümkün. Çünkü, 1960'lı 1970'li 1980'li dönemlerde, tam olarak sindirilerek ve "Aman aman - Suya sabuna dokunma" denilerek ve de "Bana dokunmaya yılan bin yaşasın. Her koyun kendi bacağından asılır. Devletin malı deniz yemeyen domuz. Üzümünü ye bağını sorma. Mal canın yongasıdır. Merhametten maraz doğar. Kuru'nun yanında yaş'ta yanar. v.s." gibi atasözleriyle  yetiştirilen, herkese mavi boncuk dağıtmaya çalışan, bir kuşağın ürünleriyiz. U Dönüş Kuşağı.

" U Dönüş Kuşağı  :) " Algıda seçici davranıp - işine geleni anlayan - işine gelmeyeni sallayan, yüzünüze gülüp - arkanızdan her türlü dümeni çevirebilen..."Çevir Kazı Yanmasın Kuşağı :) "

Sayın Ece Temelkuran'ın yazısında da belirttiği gibi, hayatın öcü ile çok zaman karşı karşıya kalan, genellikle atmış yaş civarındaki bu kuşak şu sıralar çok meşgul ve iki - üç - beş kişi bir araya geldiklerinde çok büyük bir ihtimalle ağızlarından şu çok manalı 3 soru cümlesi çıkıyor. 

"Kaç daire...?" - "Kaç metrekare...?" - "Ne veriyor...?" (Neyi kasdettiği mi? Siz anladınız. :) )

Yani, taşın altına ellerini sokmaya değil de, taşın içinde rahat rahat oturmaya, çok meraklılar.

Çoğu babadan veya dededen kalma dairelerini, kentsel dönüşüm kapsamında müteahhitlere 
kakalayıp (!) köşeyi bir kez daha dönme derdinde olan bu zevat, genellikle devlet/memleket gibi konularla da pek ilgilenmiyor. Ve de her yer inşaat kaynıyor!..

Kadıköy - Bağdat Caddesi ve Bebek - Sahilyolu civarında, çağrımızdaki tiplemelerle sürekli gezip duran müdavimlere bir bakarsanız, ne demek istediğimi çok iyi anlarsınız!..:)

Neyse, konuyu daha fazla başka yerlere çekmeden toparlamak gerekirse...

Eğer; halen görevde bulunan "X Kuşağı" temsilcilerinden sonra, kendi işinizi kurma adına girişimci bir iş insanı veya üst düzey kariyer yapmak için yola çıkmak üzere olan "Y Kuşağı" temsilcilerindenseniz, iş dünyası ve iş yapış şekilleri ile ilgili, Z Kuşağı (1995 civarı doğanlar) yetişmeden... Size bir kaç küçük uyarım olacak.

ABD İş Gücü İstatistik Kurumu'na göre, 2025 yılında dünyadaki iş gücünün en üst düzey yönetim kadrosunun % 75 ini "Y Kuşağı" oluşturacak ve bu kadronun %90 ı da 09.00 - 18.00 zamanlı çalışmanın verimi artırmadığını düşünüyor. 

Unify tarafından 1.500 kişinin katılımı ile gerçekleştirilen "Humanising the Enterprise" araştırmalarına göre, istenilen her yerden ve her an sonuç odaklı çalışılabileceklerini düşünen "Y Kuşağı", mobility  odaklı iş yerlerinde daha mutlu olacaklarını dile getiriyor. Serbest çalışma sistemlerini benimseyen kişiler ve kurumlar; her yerden ve her zaman sonuç odaklı çalışmanın önünü açan, esnek iş yapış stil ve şekilleri sayesinde, ortaklarına, çalışanlarına, müşterilerine ve paydaşlarına, daha hızlı hizmet veriyor.

Araştırmanın sonuç raporunda da mobil uygulama ve çalışma sistemleri, yoğun tempoda çalışanlar için sınırsız kolaylıklar sağlıyor ve çalışanların kuruma aidiyetini artırıyor, deniyor. 

Önümüzdeki yıllar itibariyle, iş dünyasında ve kariyer planlamalarında; bu verilere dikkat etmekte ve eğer teknolojik eksiklikleriniz varsa - gidermekte yarar var... diye düşünüyorum.

Bu görüşlere katılıyorsanız ve hayatınızı güzel yaşamak istiyorsanız, kendinize zaman ayırın. Mümkünse ve imkanlarınız elverişliyse, her şeyi zamanında yaşayın ve hayatı ıskalamayın!.. 

Sevgiyle kalın...

Ali Rıza DEĞER           

Tüm Makalelerimize BURADAN Ulaşabilirsiniz....



PAYLAŞ :
ETİKETLER : , ,

Linkedin

Facebook

Twitter

Sosyal Medya

Bizi sosyal mecralardan takip edin.