AHHH ŞU! PATRON ZİHNİYETİ AMA HANGİSİ? AL BİRİNİ VUR ÖTEKİNE!.. :)



Bildiğiniz gibi, özellikle iş dünyası ile ilgili olarak yazdığım e-kitapların yanında, yaklaşık 4 - 5 yıldır her ay düzenli olarak yazmaya çalıştığım e-makaleler, hemen hemen tüm sosyal medya ile ekonomik konularda yayın yapan web sitelerinde yayınlanmakta ve takip edilmekte...


Bu yazılarımdan 2 ay önceki “Kurumsal Yaşamda Statüler ve Provasız Kostümler” olağanüstü bir beğeni sayısına ulaşmıştı. Bu beğenilerde özel bir yeri olan sevgili dostum Mehmet Yetkin, makaleyi okuduktan sonra gönderdiği mailde şu mesajı iletiyordu.[Aslında ülkemizde yaygın olan ve nesillerinin tükenme sorunu olmayan; “Güç, Yetki, Karar,Üstünlük,Öncelik... Bende! Ama, sorumluluk sende!..” anlayışındaki patronlar konusunu da, birara işleseniz diyorum.  :)]

Geçenlerde, yönetim danışmanlığı için görüştüğümüz bir şirketin patronu ile yaptığımız özel toplantıda,böyle bir konu gündeme gelince - bu yazının yazılması da, artık kaçınılmaz oldu!..

Ancak ben, sizin; şu anda herhangi bir kurumda işveren / en üst düzey yönetici veya çalışan olup olmadığınızı bilmiyorum. (İşveren/in yanındaki kelimeyi çözdüyseniz sizi kutluyorum. Şöyle ki ya işverensiniz veya çok kuvvetle muhtemel yakın bir zamanda kendi işinizi kuruyorsunuz. :) )

Birçok örnekte de gördüğümüz gibi maalesef bazı patronlarımız, işleri - kendi istedikleri gibi gittiğinde, bu başarılarında en büyük pay sahibinin,kendileri olduğuna yürekten inandıkları için, kurumsal gelişmelerdeki;yöneticilerinin, çalışanlarının ve tedarik zincirlerinin katkılarını, özellikle de şımarmasınlar diye, pek kaale almıyorlar veya öyle görünmeye çalışıyorlar.

İş sahibi olan dostum; toplantıda şirketteki gelişmelerle ilgili genel değerlendirmeleri yapmış ve şunları dile getirmişti... “Ben anlamıyorum Ali Rıza Bey, özellikle satış pazarlama ve üretim konularında - yönetici konumunda olan arkadaşlarımız nasıl çalışmak istiyorlar? Sorumluluk almaktan sürekli kaçınıyorlar. Yaratıcı ve orijinal fikirlere sahip değiller veya bize belli etmiyor ya da açıklamaktan çekiniyorlar.Sektörle, pazarla,pazar payımızla, satışla, ülke ekonomisiyle uzaktan yakından hiç alakaları yok. Ortağımla birlikte onlara aktardığımız; düşünce, öneri ve yeniliklerle bir şeyler yapmayı yeterli görüyorlar. Resmin/Fotoğrafın tamamını göremiyorlar.Sorumluluklarının bilinci ile daha geniş ve detaylı düşünmüyorlar. Biz ise;finans ve satışlarda yaşadığımız sıkıntılarla birlikte, rekabet standartları çerçevesinde - kurumsallaşma adına bir sistem oluşturmak, kişilerden bağımsız olarak şirketimizin vizyonunu genişletmek, sektörel işbirlikleri ile çalışanlarımızın ve üst yönetim kadrolarımızın - konulara daha geniş bir açı ile bakmalarını sağlamak istiyoruz. Bunun için de mutlaka bazı formüller bulmamız ve hemen çok acil olarak uygulamaya koymamız gerekiyor!..”

Ne kadar tanıdık ifadeler... Değil mi? 

Ben de bu söylediklerine ne kadar inanıp inanmadığını sordum? Desem de inanmayın! Şaka tabii... Çünkü söylediklerini öyle bir inanarak söylüyordu ki, inanmamak mümkün değil!.. :)

Netice de sizlerin de çok iyi bildiği gibi; bu tür patron zihniyetinde, ters giden tüm gelişmeler de bütün suç ve sorumluluk çalışanların!.. Yani; aynaya bakmak, hiç akıllarına gelmiyor! (Laf arasında işine olan hâkimiyetini göstermek için bir müşteriyle yaptıkları sunum toplantısında, kendi Satış Müdürünü nasıl ters köşeye yatırdığını iftiharla anlatmasın mı? Satış Müdürünün olayın hemen akabinde istifa edip ayrılmasını da, sorumluluktan kaçmak olarak yorumluyor.)

Halbuki çalışanlar, normal ve mantıklı bir insan gibi;başarısızlıklarda olduğu gibi - başarılarda da pay sahibi olmayı, kurumsallaşma adımlarındaki (misyon, vizyon, ilkeler, değerler, amaçlar ve hedefler vs) stratejik planlamalarda yer almayı, şirketleriyle ilgili olumlu veya olumsuz tüm gelişmelerden haberdar olmayı, kendilerine değer verilmesini, takdir edilmelerini, kararlarda söz sahibi olmayı, kendi yetkileri çerçevesinde hareket edebilecekleri - sorumluluk alanlarının netleştirilmesini, yaratıcılığı da ödüllendiren adil bir performans değerlendirme sistemlerinin olmasını, bilgi ve becerilerini geliştirmek için- kurumsal eğitilmelerine de destek verilmesini, sağlıklı bir İK politikası ve kariyer planlaması ile iş güvencelerinin sağlanmasını,kendi aileleri ile birlikte kurum içi aile bütünleşmesi ve dayanışmanın sağlanmasını, katılımcılığı/üretkenliği ve motivasyonu arttırmakiçin düzenli olarak yönetim kadrolarıyla apoletlerin dışarıda bırakıldığı toplantıların yapılmasını bekliyorlar. (Çok şey mi istiyorlar? Acaba! :) )

Yani;sevgili patronlarımızın, gelişimi ve değişimi yönetmek yerine “Her şeyi ben biliyorum. Doğrusu bu. Sen söylediklerimi yap-beni her şeyden haberdar et -gerisine karışma, haddini aşma -yeni yeni icatlar da çıkarma, yetkilerini zorlama” diyerek, olağanüstü başarılara imza atmaları...Artık pek mümkün gözükmüyor!..

Bu arada; tüm patron ve işverenleri aynı kefeye koymanın hiç de adil bir görüş tarzı olmadığı konusunda sizlerle hemfikir olduğumu da özellikle belirterek, olması gerektiği şekilde işlerini doğru yapmaya çalışan patron dostlarımızı tenzih ederek, başarılarının devamını diliyorum.

Toplantıda konuşulanlar; Sayın Prof. Dr. Acar Baltaş’ın,sayılarla ölçülmeyen yeni performans yönetimi modeli ile ilgili “Basitlik Üzerine” başlıklı makalesinin giriş bölümündeki mesajla tam bir uyum içindeydi... (Nedense;bu tür ve buna benzer mesajları... Konusunun uzmanı olan Yönetim Danışmanı dostlarımın da, birçok kez duyduğundan - hiç ama hiç şüphem yok! :) )

Mesajın içeriği şu şekildeydi...

[İş hayatında; başarılı insanların kendilerine kurdukları çeşitli tuzaklar, her zaman ilgimi çekmiştir. Bu tuzakların başında “geçmişte kendilerini başarıya götürmüş özelliklerini, mutlak doğru ve her zaman geçerli kabul etmek” gelir. Örneğin tek başına ve cesaretle risk alarak kurduğu işini büyük bir odaklanma, ayrıntılara gösterdiği özenle ve yorulmadan çalışarak geliştiren bir kişi, kurduğu iş - yüzlerce veya binlerce kişiyi çalıştırır duruma geldiği zaman da aynı tutumunu devam ettirmesinin doğru olduğuna, kutsal kitaba inandığı gibi inanmaya devam eder. Bu özellik; her ayrıntıdan haberdar olmak, her konuda karar verirken konu için önemli olmayan ayrıntılarla ilgili sorular sormak, birlikte çalıştığı kişileri gereksiz yere yormak ve onlarda  yetersizlik duygusu yaratmak, şeklinde ortaya çıkar. Bu duyguyu sık sık yaşayan yöneticiler zamanla sorumluluk almamaya ve her konuda kararı patronlarına bırakmaya başlayınca, onlara olan güvenini kaybetmek ve “her işi ben yapıyorum” duygusu yaşayarak,her olumsuz gelişmeden çalışanları sorumlu tutmak, sürecin sonraki adımlarını oluşturur.]

Kısaca, bu noktada demek istediğim; bu tür patron zihniyetlerinin artık gelişmekte olan iş dünyamızı terk etmesi gerektiğidir. Yani,üretim ve satış planlamalarında geleceğe yönelik bazı aksaklıklar meydana geldiğinde, bunların sorumlusu sadece yöneticiler ve çalışanlar değil, en üst düzey yönetim de dahil - tüm şirkettir!.. Demek istiyorum.

Aslında bu konu, yani bu aksamalardaki teknik detaylar,özellikle kurumsallaşmakta ve gelişmekte olan aile şirketlerindeki yönetim kadrolarının en önemli sıkıntılarından biri...

Çalışanlar artık, sadece; söyleneni ve istenileni yapan değil, verilecek kararlarda da söz sahibi olmayı istiyorlar. Aksi takdirde sorumluluk almaktan kaçıyor ve suya sabuna dokunmuyorlar.

Ayrıca şirketlerinin bir parçası olarak, özellikle; kurumda hissedilen... eksiklikler ve aksaklıklar + varsa mobbing problemleri + kişisel veya departman olarak, bu eksikliklerin giderilmesi için neler yapılmalı + iş planları nasıl olmalı + yapılması gerekenler için nelere ihtiyaç var + ar-geve inovasyon toplantıları +  çalışanların yöneticilerden beklentileri + üst düzey yöneticilerin çalışanlardan beklentileri... gibi konularda,alınacak kararlara da katılmayı bekliyorlar!

Neticede; şirketlerimizin veya kurumlarımızın geleceği -bizlere bağlı olduğuna göre, yapılacak tüm iş hayatımıza özgü bu tür çalışmalarda “İnsan” faktörünün önemini hiçbir zaman göz ardı etmememiz gerekiyor.Yani; günümüzde patronluk zor zanaat! :)

Kurumsallaşma çalışmalarında özellikle ekibin motivasyonu açısından kurum içi iletişim’in önemi yadsınamaz. Bu konu için arzu ederseniz “Kurum içi İletişim ve Motivasyon Çalıştayları” isimli makalemi BURADAN inceleyebilirsiniz.

Evet, sevgili dostlarım...

Şimdi yazımın 2.Paragrafında belirttiğim ve sevgili dostum Mehmet Yetkin’in özel değinmemi istediği konuyla şu ana kadar yazdıklarım ne derece örtüştü pek bilemiyorum. Kişisel egoların tavan yaptığı iş dünyamızda, çok hassas olan bu konu - suya sabuna dokunmadan, ancak bu kadar işlenebilirdi diye düşünüyorum. Ama Onlar anladı! Onlar kim mi? Tabi ki patronlar! :)

Bu yazıyı, yönetim biliminin kurucusu olarak kabul edilen ABD’li ünlü yazar Peter Drucker’ın bir sözü ile bitirmek istiyorum “Bir zamanların başarılı şirketlerin artık başarısız olmalarının sebebi hantal, kendini beğenmiş, bürokratik olmaları değil, iş tariflerinin çağa uymaması ve sorumluluk bilinçsizliğidir” diyor Drucker. Yani, işinizi iyi bilmeniz yetmiyor. Bundan sonraki stratejik planlarınızı tüm ekibiniz ile birlikte, sizin de içinde yer aldığınız yetki ve sorumluluk bilinci çerçevesinde, iş dünyamıza uygun olarak yeniden yapılandırmanız gerekiyor!..

İyi seneler ve daha mutlu bir gelecek için...

Sevgi ve saygılarımla
Ali Rıza DEĞER


Tüm makalelerimize BURADAN ulaşabilirsiniz.





PAYLAŞ :
ETİKETLER : , , ,

Linkedin

Facebook

Twitter

Sosyal Medya

Bizi sosyal mecralardan takip edin.